|
|
| |
|
|
 |
| |
turkcafem
.com Eglence Sitesi..
|
 |
Sinema
| Diger Filmler | | |
|
|

|
Adem'in
Trenleri Yönetmen: Barış
Pirhasan Oyuncular: Nurgül Yeşilçay Cem Özer Ümit Çırak Derya
Alabora “Kimi insan kendi
günahlarını taşır, kimisi başkalarınınkini” Bekir’in kirletip terk ettiği
Hacer’i ailesinden korumak için nikahına alan Hasan Hoca, ona elini sürmez. Bunu
Allah’ın kendisine bir sınavı olarak kabul eder ve bir gün Bekir’in Hacer’e
döneceğine inanır. Onca yoksulluğuna rağmen yıllar boyunca Hacer’e ve dünyaya
getirdiği Fatmacık’a karşılık beklemeden bakar. Zamanla ikisini de çok seven
Hasan Hoca, kendisinden ayrıldıklarında acı çekmemek için sevgisini belli etmez,
hep mesafeli durur onlara. Bu yüzden onu babası bilen Fatmacık, küçük bir
çocuğun bir babadan beklediği sıcaklığı ondan alamaz. İki tarafın da
kabullendiği bu yaşam, Hasan Hoca’nın bir Ramazan günü Manisa’nın uzağındaki
yirmi hanelik küçük tren istasyonuna imam olmasıyla değişir, farklı bir nitelik
kazanır. Fakir ama sevecen insanların yaşadığı, Ramazan ayında bir imamları
olmasından başka dertleri bulunmayan bu küçük sıcak ortamda Hasan Hoca hiç
ummadığı biçimde Bekir’le karşılaşır. Emaneti ona iade etmek zorundadır; “Bir
gün gelip Hacer ile Fatmacık’ı alacağını biliyordum, ama benim onları senin
ayağına getireceğim hiç aklımdan geçmezdi.” diyerek.. Peki Bekir, kendisine
teslim edilen emaneti Hoca’nın onu taşıdığı gibi taşıyabilecek midir?.. “O da
Beni Seviyor” ve “Usta Beni Öldürsene” filmlerinin yönetmeni Barış Pirhasan’ın
yönettiği “Adem’in Trenleri”nin başrollerini Nurgül Yeşilçay (Hacer), Cem Özer
(Hasan Hoca), Zeynep Özbay (Fatmacık) ve Atıf Emir Benderlioğlu (Bekir)
paylaşıyor. Senaryosunu İsmail Doruk’un yazdığı filmde başrol oyuncularına Ümit
Çırak (Yol Çavuşu Musa), Derya Alabora (Şükran), Asuman Dabak (Münevver), Hakan
Bilgin (Bekçi Reşat), Fıratcan Aydın (Adem), Münire Apaydın (Emine), Yıldız
Kültür (Hala), Turan Özdemir (Müdür Kazım) ve Ezel Akay (Tilki Hasan) eşlik
ediyor. Filmin görüntü yönetimini Peter Steuger gerçekleştirmiş. Yönetmenin
filmle ilgili sözleri şöyle: “İyi kurgulanmış bir olay örgüsüne sahip, heyecan
verici, sürükleyici bir film yapmak zevkli bir iş. Karakter ağırlıklı bir
öyküden film yapmak da öyle. Bu iki özelliği ustaca birleştiren anlatımlar ise
az bulunur. ‘Adem’in Trenleri’ böyle bir öykü. En karmaşık ahlaki hesaplaşmalar,
aslında basit insanların günlük yaşamları içindedir. Tartışılan dini sorunlar,
insanların manevi hayatlarıyla ilgili derin düşünceler, hep bu ‘basit’
hayatların sürdürülebilmesini ve insanların bu dünyadaki varoluşlarını daha
acısız sürdürebilmelerini amaçlar. İsmail Doruk’un senaryosu, bu can alıcı
sorunları, bir çocuk zihninin yalınlığı ve mizahıyla işleme fırsatı veriyor
bize.” Çekimleri Manisa/Karaağaçlı tren istasyonunda kurulan sette
gerçekleştirilen “Adem’in Trenleri”, bugüne kadar Kültür ve Turizm
Bakanlığı’ndan en yüksek yapım desteğini alan film olmuş. Bakanlık sinema destek
fonundan 450.000 YTL’lik katkı sağlamış. TCDD de filmin en önemli bölümlerinin
sponsorluğunu üstlenmiş ve bu sponsorluk çerçevesinde filmin çekimleri sırasında
kullanılacak lokomotif, yolcu vagonları ve yük vagonlarının yanısıra tren ve
istasyon görevlileri gibi filmde yer alacak figürasyonu da temin etmiş. Filme
konuyla ilgili teknik danışmanlık da sağlayan TCDD, gerek depolarında bulunan
gerekse müzelerinde mevcut dekor, kostüm, aksesuar gibi ihtiyaçları da
karşılamış. | |

|
The Ugly
Duckling and Me!: Çirkin Ördek Yavrusu ile Farecik Yönetmen: Michael Hegner, Karsten Kiilerich
Oyuncular: Okan Bayülgen
Keremcem Rasim Öztekin Şenay Gürler Kendini ördek babası zanneden farecik “Çirkin Ördek Yavrusu” masalını
herkes bilir. Çirkin ördek yavrusu büyünce güzel bir kuğu olur. Ama masalda
herkesin bilmediği bir şey vardır: Çirkin ördek yavrusu büyüyene kadar Ratso
adında bir fare tarafından evlat edinilmiştir. Ratso, şov dünyasında ün yapmaya
çalışan ve kendini şov menajeri sanan bir faredir. Henüz hayattan istediğini
alamamış ve bir an önce hayat hakkındaki gerçek cevabı bulmak istemektedir.
Sokakları çok iyi bilir, tam bir şehir efendisidir. Hınzır şehir fareleri
çetesinden kaçıp çiftlik hayvanları ile dolu bir kümeste saklanmak zorunda
kalınca, kendisini “Çirkin” isimli ördek yavrusuna babalık yaparken bulur.
Zavallı Ratso’nun tek suçu, Çirkin Ördek yumurtadan çıkarken onun yanında olması
ve bir anda kendini ona bakmak için sorumlu hissetmesidir. Çirkin’e giderek daha
çok bağlanan Ratso, ona hayata dair ciddi konularda tavsiyeler vermeye başlar.
İşin kötüsü, Çirkin ne zaman bu tavsiyelere uymaya kalksa başı belaya
girmektedir! Hans Christian Andersen’ın dünyaca ünlü masalının bu farklı
uyarlaması, Çirkin Ördek Yavrusu ve ona babalık yapan Ratso’yu anlatıyor.
Michael Hegner ve Karsten Kiilerich’in yönettiği çizgi filmin senaryosunu Mark
Hodkinson yazmış, filmin orijinal seslendirmesinde ise Morgan Jones, Kim Larney,
Paul Tylack, Anna Olson, Gary Hetzler, Danna Davis ve Barbara Bergin görev
almış. Toplum parodisi iyi bilinen Anderson, tüm dünyada sevilen bir masalcı.
Masalları, hoşgörüsüzlük, dar kafalılık ve küçük burjuvaların önyargılarına
karşı verdiği onun kişisel savaşın eserleri. Bunları göz önünde bulunduran film
ekibi, “Çirkin Ördek Yavrusu”nu günümüz seyircisi için yeniden yorumlayarak
farklı bir hikaye olarak uyarlamış.
| |

|
Notes on a
Scandal: Skandal Yönetmen:
Richard Eyre Oyuncular: Judi Dench Cate Blanchett Andrew Simpson Bill
Nighy Dostluk ve seksüel
ilişkilerin zehrine dair... Londra’da bir ortaöğretim kurumunda demir yumruk
olarak tanınan, disiplinli ve münzevi bir kişiliği olan Barbara Covett,
yıllardır tek yakın dostu olmayan yalnız bir kadındır. Kedisi Portia dışında
yanında kimse yoktur. Barbara’nın hayatı, Sheba Hart isimli sanat öğretmeninin
çalıştığı okula gelişiyle değişir. Sheba, Barbara’nın yıllardır beklediği sıcak
ve nazik dosttur. Fakat ona yakınlaştıkça öğrendikleri, ikisi arasındaki
ilişkiyi sarsar. Sheba öğrencilerinden biriyle aşk yaşamaktadır. Barbara,
Sheba’yı bu sırrını kocasına söylemekle tehdit edecek ve hayatının gidişatını
değiştirecektir. Ama Barbara’nın da bir sırrı vardır. Ve sırlar, iki kadının
hayatlarının kesişme noktası olur... Kalabalıklar içinde yalnız insanlar Richard
Eyre’in yönettiği psikolojik gerilim filmi “Skandal”ın başrollerini Oscar ödüllü
iki ünlü yıldız paylaşıyor: Judi Dench (Barbara Covett rolünde) ve Cate
Blanchett (Sheba Hart rolünde). Filmde ikiliye Andrew Simpson, Bill Nighy, Phil
Davis, Michael Maloney, Juno Temple, Max Lewis, Joanna Scanlan, Julie Mckenzie
ve Shaun Parkes eşlik ediyor. Zamanımız yalnızlık ve izolasyon zamanı.
Milyonlarca insan, büyük şehirlerde çok büyük kalabalıklar içinde ama
ulaşabilecekleri, paylaşabilecekleri birisi olmadan yaşıyor. Bu evrensel duygu,
Zoë Heller’ın 2001 yılında yayınladığı çok okunan romanı “What Was She Thinking:
Notes On a Scandal”ın da temelini oluşturuyor. Heller’in İngiliz edebiyatının
bir çok ödülüne aday olan bu romanından uyarlanan filmin senaryosunu Patrick
Marber yazmış. Büyük bölümü Londra’nın tarihi bölgesi Eastbourne’de çekilen
filmin görüntü yönetimini ise iki Oscar ödüllü Chris Menges üstlenmiş. Daha önce
Michael Cunningham’ın sevilen romanı “Saatler”i sinemaya başarıyla uyarlayan
film yapımcıları Scott Rudin ve Robert Fox, bu kez Heller’in romanını perdeye
uyarlamak için kolları sıvamış. Başarılı tiyatro ve sinema yönetmeni olan
Richard Eyre, Fox ve Rudin ile görüştüğünde kitabı yeni okumuş. Romanın komik ve
dokunaklı hikayesinden çok etkilenen Eyre, kitap için şunları söylüyor: “Dostluk
ve seksüel ilişkilerin zehrini anlatıyor. Bu gerçekten iki farklı takıntının,
iki kadının engelleyemedikleri, kontrol edemedikleri tutkularının hikayesi.”
| |

|
The Pursuit
of Happyness: Umudunu Kaybetme Yönetmen: Gabriele Muccino Oyuncular: Will Smith Jaden Smith Thandie
Newton Brian Howe Bir babanın
mücadelesi... İki yakasını bir araya getirmekte zorlanan, zeki, yetenekli ancak
marjinal bir işe sahip olan Chris Gardner, ailesini ayakta tutmak için cesurca
çabalamasına rağmen bunu başaramaz. Beş yaşındaki oğlu Christopher’ın annesi
Linda, maddi zorlukların yarattığı sürekli baskı altında direncini kaybeder ve
istemeyerek de olsa evi terk eder. Bekar baba Chris, yılmadan, bildiği tüm satış
becerilerini kullanarak daha iyi kazandıran bir işin peşine düşer. Prestijli bir
borsa şirketinde stajyerlik bulur ve ücret almayacak olsa da programın sonunda
iş ve parlak bir gelecek elde edeceğini umarak bunu kabul eder. Parasal
güvencesi olmayan Chris ve oğlu, kısa süre sonra San Francisco’daki
dairelerinden çıkartılır; daha iyi bir yaşam kurma hayali peşinde koşarken
düşkünler evi, otobüs durağı, tuvalet gibi, geceyi geçirmek için bulabildikleri
her yerde kalmaya başlarlar. Çektiği sıkıntılara rağmen Chris, babalık görevini
sevgi ve özenle yerine getirmeye devam eder; oğlunun kendisine duyduğu sevgi ve
güveni de karşısına çıkan engelleri aşmak için kullanır... “The Last Kiss” filmi
ile 2002 yılında Sundance Film Festivali’nde İzleyici Ödülü’nü kazanan Gabriele
Muccino’nun yönettiği ilk İngilizce film olan “Umudunu Kaybetme”nin
başrollerinde Will Smith (Chris Gardner), Thandie Newton (Linda) ve ilk rolünde
Jaden Christopher Syre Smith (Christopher) kamera karşısında. Filmin senaryo
yazarı Steven Conrad. Müziklerse Andrea Guerra’ya ait. Yönetmenin, gerçek bir
yaşam hikayesinden önce Amerika’da 20/20 isimli bir televizyon programına,
ardından da perdeye uyarlanan “Umudunu Kaybetme” hakkındaki sözleri şöyle: “Beni
gerçekten çeken şey karakterin hayatta kalmak için umutsuzca çabalaması ve onun
için en önemli şeyin çocuğunu korumak olması. Chris akla hayale sığmayacak
şeylere katlanıyor ve en kötü anların bile oğlunun hayatı üzerinde kötü bir etki
bırakmamasını garantiliyor. Aslında bu, bir ailenin taşıdığı birçok evrensel
değer sayesinde destansı hale gelen, umutsuz ve ne yazık ki gerçek yolculuğu.”
| |

|
The Number
23 Yönetmen: Joel
Schumacher Oyuncular: Jim Carrey Virginia Madsen Logan Lerman Danny
Huston Bir sayıya mahkum olmak...
Kendi halinde sıradan bir adam, iyi bir aile babası olan Walter Sparrow’un
hayatı, eşinin aldığı “The Number 23” isimli kitabı okumasıyla alt üst olur;
çünkü kitap sanki onun hayatını anlatır gibidir; ama asıl problem kitabın bir
cinayetle bitmesidir... 23 sayısı konusunda takıntılı Fingerling isimli bir
adamın 15 yıllık bir cinayet itirafıyla ilgili kitabı okumaya devam ettikçe,
kendi hayatının da 23 sayısı tarafından kontrol altına alınmaya başladığını
düşünür. Giderek ruhsal dengesini yitiren Sparrow’un gerçek bir katile dönüşme
olasılığı var mıdır? 23 sayısı tarihte gizemli bir anlama sahiptir. Pek çok kişi
ise bu sayının karanlık bir sayı olduğunu, şeytanlıkla lanetlendiğini düşünür.
Joel Schumacher’in yönettiği gerilim türündeki “23 Numara”, işte bu düşünceye
gönderme yapan bir film. Başrolünde ünlü aktör Jim Carrey’nin kamera karşısına
geçtiği filmde Carrey’e eşlik eden oyuncular, Virginia Madsen, Logan Lerman,
Danny Huston, Michelle Arthur ve Patricia Belcher olmuş. Senaryosunu Fernley
Phillips’in yazdığı filmin müziklerini Harry Gregson-Williams bestelemiş.
| |

|
The Last
King of Scotland Yönetmen:
Kevin Macdonald Oyuncular: Forest Whitaker James McAvoy Kerry Washington
Gillian Anderson Efsanevi tiranın
ayak izleri... Çok uzaklardaki bir ülkede vahşi bir macera yaşayacağını
düşünerek yola çıkan genç doktor Gerrigan 1970’lerin Uganda’sına vardığında bir
yandan eğlenirken bir yandan da insanlara yardım elini uzatacağını
düşünmektedir. Oysa yolculuğu onu dünyanın en karanlık yerine, insan yüreğine
götürecektir... “İskoçya’nın Son Kralı”, dünyanın tanıdığı en çılgın
diktatörlerden biri olan Idi Amin dönemindeki Uganda’yı beyaz perdeye
yansıtıyor. Doktor Gerrigan, kaderin inanılmaz bir cilvesi ile, dünyanın en
barbar kişilerinden olan İdi Amin’in yönetimi içinde sıkışıp kalır. Garrigan’ın
bir kriz durumundaki soğuk kanlı tavırlarına ve çalışmasına tanık olduktan sonra
ona hayran kalan Amin, Garrigan’ı kendisinin özel doktoru ve en yakın sırdaşı
olarak seçer. Başlangıçta bu yeni pozisyonu ile gururu okşanan Garrigan, çok
geçmeden Amin’in vahşiliğini ve kendisinin bu durumdaki suç ortaklığını fark
eder. Yanlışlarını düzeltip Uganda’dan sağ olarak çıkmaya çabalarken, dehşet ve
ihanet peşini bırakmayacaktır... 1971 ve 1978 yılları arasında Uganda’nın
başındaki Amin’in sıradışı yönetimi içinde sıkışıp kalmış genç bir İskoç
doktorun yaşadıklarını anlatan Giles Foden’in aynı adlı tarihsel romanından
uyarlanan tarihsel gerilim filmi “İskoçya’nın Son Kralı”nı Kevin MacDonald
yönetmiş. Senaryosunu Jeremy Brock ve Peter Morgan’ın birlikte yazdığı filmin
başrollerini Forest Whitaker (Idi Amin), James McAvoy (Nicholas Garrigan), Kerry
Washington (Kay Amin) ve Gillian Anderson (Sarah Merrit) paylaşmış. Filmin
müziklerini ise Alex Heffes bestelemiş.
| |

|
Sis ve
Gece Yönetmen: Turgut
Yasalar Oyuncular:
Selma Ergeç Uğur Polat Ayten Uncuoğlu Sara Meriç Cinbarcı
İstanbul’un labirentlerinde
gizemli bir arayış Gizli servis elemanı Sedat’ın bir amir, ağabey ve dost olarak
sevdiği Yıldırım bir süre önce öldürülmüştür. Sedat amirinin kendi servisi
tarafından öldürüldüğüne inanmaktadır. Onun için mesleği her şeyin önündedir,
adeta yaşamının amacıdır. Bu nedenle teşkilat içi çatışmada pasifize edilmesiyle
boşluğa düşer. Karısı ve çocukları hayatında hep ikinci planda kalmışlardır. Onu
yaşama yeniden bağlayacak tutkulu bir şeye ihtiyacı vardır. Ve o, bu tutkulu
ilişkiyi genç Mine’de bulur. Böylece yaşamında çok önem verdiği meslek
sevgisinin yerine bir başka ölümcül ilişkiyi, Mine’nin aşkını koyar. Mine’nin
günün birinde tuhaf biçimde ortadan kaybolmasıyla Sedat için İstanbul’un
labirentlerinde gizemli bir arayış başlar… Bir karakterler galerisi Bir polisiye
/ gerilimden ziyade bir aşk ve gizem öyküsü olan “Sis ve Gece”, kaybolan bir kız
ile onu bulmakta güçlük çeken bir gizli servis elemanının hikayesi. Ahmet
Ümit’in aynı isimli eserinden sinemaya uyarlanana “Sis ve Gece”yi Turgut Yasalar
yönetmiş. Başrollerini Selma Ergeç (Mine) ve Uğur Polat’ın (Sedat) paylaştıkları
filmin senaryosunu da Turgut Yasalar kaleme almış. Bir karakterler galerisi olan
filmde izleyici, Sedat’ın arayışı boyunca onunla birlikte insan ilişkilerine
doğru ilginç bir yolculuğa çıkıyor. İstanbul sokaklarında süren bu arayış,
kimisi geçmişin anılarına bağlı, kimisi değerlerini yitirmiş, para ve çıkar
ekseninde gelişen trajik ve komik ilişkilerin insanlarını çıkartıyor karşımıza.
Çarpık sanayileşmenin, alt yapısı oluşmamış gelişmenin yarattığı şizofrenik
boşluk ve oluşan suçlu profili bu insanların kimliğinde anlatılıyor. Öykünün
geçtiği mekanlar ve insan ilişkileri, İstanbul’un tarihten beri süregelen
karmaşık etnik yapısına da işaret ediyor. Filmin başrollerindeki Ergeç ve
Polat’a eşlik eden oyuncular Ayten Uncuoğlu (Madam Eleni), Sara Meriç Cinbarcı
(Maria), Ümit Çırak (Şeref), Tardu Flordun (Piç Neco), İlyas Salman (Cuma),
Devrim Nas (Sinan), Yetkin Dikinciler (Fahri), Mehmet Güleryüz (Yıldırım) ve
Oktay Kaynarca (Naci) olmuş. Polisiye edebiyatımızın önde gelen ismi Ahmet
Ümit’in ilk romanı olan “Sis ve Gece”, bugüne kadar on binlerce nüsha basıldı;
Almanya, İsviçre, Avusturya ve Yunanistan’da yabancı okurların beğenisine
sunuldu. Yerli ve yabancı eleştirmenlerce edebi nitelikli ilk Türk polisiyesi
olarak adlandırılan roman için sinema eleştirmeni Atilla Dorsay “Roman Polanski
bu kitabı okusaydı mutlaka filme çekerdi,” diye yazmıştı.
| |

|
Gomeda Yönetmen: Tan
Tolga Demirci Oyuncular: Feride Çetin Serkan Altunorak Bulut Köpük Halim
Ercan Tatil mi, kabus mu? Ebru,
Tolga, Çağan, Sibel ve Didem, hafta sonlarını geçirmek üzere kiraladıkları bir
arabayla Kapadokya’ya doğru yola çıkarlar. Ancak arabaları kaza yaparak yoldan
çıkınca yollarına yürüyerek devam etmek zorunda kalırlar. Gomeda Vadisi’ne
ulaştıklarında bir mağarada konaklamaya başlarlar. Yüzyıllar boyunca cinsel
günah işlemiş kadınlara karşı bir işkence odası olarak kullanılmış bu mağarada
beş genci, tatillerini içinden çıkılmaz bir kabusa dönüştürecek pek çok kötü
sürpriz beklemektedir. Kısa metrajlı filmleriyle bir çok ödül almış genç
sinemacı Tan Tolga Demirci’nin ilk uzun metrajlı filmi olan fantastik gerilim
türündeki “Gomeda”nın başrollerinde Feride Çetin, Serkan Altunorak, Bulut Köpük,
Halim Ercan ve Bahar Yanılmaz yer alıyor. Senaryosunu da Demirci’nin yazdığı
filmin çekimleri Kapadokya’da gerçekleştirilmiş.
| |

|
Letters
from Iwo Jima Yönetmen: Clint
Eastwood Oyuncular: Ken Watanabe Kazunari Ninomiya Tsuyoshi Ihara
Ryo Kase Mektuplarıyla bugüne
uzanan kahramanlar ABD ve Japon orduları, altmış bir yıl önce Iwo Jima’da
karşılaştılar. Yıllar sonra, adanın ıssız topraklarından birkaç yüz mektup
çıkarıldı. Bu mektuplar, orada savaşanların ve başlarındaki sıradışı generalin
yüzü ve sesi oldular. Iwo Jima’ya gönderilen Japon askerleri, büyük olasılıkla
geri dönemeyeceklerini biliyorlardı. İçlerinde, yeni doğan kızını görmekten
başka isteği olmayan fırıncı Saigo, dünyaca tanınan Olimpiyat şampiyonu binici
Baron Nishi, idealizmi henüz savaş sınavından geçmemiş eski askeri polis Shimizu
ve teslim olmaktansa intiharı yeğleyebilecek kadar katı bir asker olan Teğmen
Ito vardı. Savunmaya önderlik eden isimse, Amerika’ya yaptığı yolculuklarda
savaşın umutsuz doğasını anlamış, ama aynı zamanda Pasifik’in ötesinden gelen
devasa Amerikan filosunu yenmek için gereken stratejiyi kavramış Tuğgeneral
Tadamichi Kuribayashi idi. Saf irade ve adanın volkanik kayası dışında savunma
adına pek az şeye sahip olan General Kuribayashi’nin eşi görülmemiş taktikleri,
çabuk ve kanlı bir yenilgi olacağı düşünülen çatışmayı, yaklaşık 40 gün süren
kahramanca bir mücadeleye dönüştürmüştü. Iwo Jima’da neredeyse 7.000 Amerikan
askeri öldürüldü; 20.000’den fazla Japon askeri can verdi. Iwo Jima’nın kara
kumlarını kanlarıyla sulayan bu askerlerin fedakarlıkları, mücadele, cesaret ve
merhametleri, evlerine yolladıkları mektuplarda yaşıyor... Madalyonun diğer yüzü
Osca ödüllü Clint Eastwood, 61 yıl once Amerikan işgal kuvvetlerine karşı Iwo
Jima Adası’nı savunan Japon askerlerinin ve başlarındaki generalin hiç
anlatılmamış öyküsünü perdeye taşıyor. Sadece“Atalarımızın Bayrakları”nı (Flags
of Our Fathers) çekmenin, öykünün yalnızca yarısını anlatmak olacağı duygusu,
iki kültürde de yeri olan bir olayı keşfetmek isteyen Clint Eastwood’u rahatsız
etmiş. Bu, art arda çekilen ve sırayla gösterime giren eşi görülmemiş çift film
projesiyle Eastwood, Iwo Jima Muharebesi’nin ve Pasifik’teki savaşın sadece
orduların değil, kültürlerin de çatışması olduğunu göstermek istemiş. Farklı
bakış açılarından ve farklı dillerde ayrı ayrı öyküler anlatıyor olsalar da “Iwo
Jima’dan Mektuplar” ve “Atalarımızın Bayrakları”nda Eastwood, çatışmanın iki
tarafından da hayatlarını kaybedenlere selam duruyor. Filmin başrolünde, “Son
Samuray”, “Bir Geyşa’nın Anıları” ve “Batman Başlıyor” filmlerinde rol alan Ken
Watanabe kamera karşısında. Watanebe filmde General Tadamichi Kuribayashi’yi
canlandırıyor. Yetenekli oyunculardan oluşan kadroda Kazunari Ninomiya (Saigo),
Tsuyoshi Ihara (Baron Nishi), Ryo Kase (Shimizu) ve Shidou Nakamura (Teğmen Ito)
var. Filmin senaryosu Japon-Amerikalı senaryo yazarı Iris Yamashita, öyküsünü
ise Yamashita ile Oscar sahibi Paul Haggis birlikte yazmış. Müziklerse Kyle
Eastwood ve Michael Stevens’a ait. “Atalarımızın Bayrakları”nı tamamladıktan
kısa süre sonra çekimlere başlayan Eastwood’un iki film çekmekteki amacı, bir
avuç insana odaklanıp savaşı onların deneyimlerinin süzgecinden göstererek,
çatışmanın iki tarafının eksiksiz bir tablosunu yaratmak olmuş. “Büyürken
izlediğim savaş filmlerinin çoğunda iyiler ve kötüler vardı,” diyor. “Hayat
böyle değil, savaş böyle değil. Bu filmler kazanmak ya da kaybetmek hakkında
değil. Savaşın insanlar üzerindeki etkisi ve vaktinden önce hayatlarını
kaybedenler hakkında.” | |

|
The
Queen Yönetmen: Stephen
Frears Oyuncular:
Helen Mirren Michael Sheen James Cromwell Sylvia Syms Gücün yaşayan örneğine farklı bakış “Kraliçe”, güçlü
kraliyet duvarlarının bir trajedi ile sarsılması sonucunda yaşananları perdeye
yansıtıyor. Gerçek olaylardan yola çıkılarak çekilen filmde, Prenses Diana’nın
1997 Ağustos’unda ani ölümüyle şaşkına dönen Kraliyet Ailesi ve İngiliz
hükümetinin tutumu işleniyor. Prenses’in ölümünün ardından İngiltere Kraliçesi,
kendisini seçimleri henüz kazanan yenilikçi Başbakan Tony Blair ile bir
modernlik çalışmasının içinden bulurken, öte yanda Diana’nın ölümünden sonraki
tutumuna karar vermeye çalışmaktadır ve gelenekleri arasında sıkışmış
durumdadır. İngiliz halkı acı içindedir ve liderlerinin bu konuda ne yapacağını
merakla beklemektedir. Kapsamlı röportaj ve derin araştırmalar, sağduyulu
kaynaklar ve hayal gücüne dayanarak oluşturulan senaryosuyla “Kraliçe”, gücün
yaşayan örneklerine farklı bir bakış açısı getiriyor. Modern dünyanın son
muhteşem hükümdarını, Diana’nın ölümüyle çılgına dönen medya, entrikalar ve
insani duygular arasına sıkışmış bir insan olarak, daha önce görmediğiniz
biçimde gözler önüne seriyor. Stephen Frears’ın yönettiği filmde kraliçeyi Helen
Mirren canlandırıyor. Mirren’e başrollerde eşlik eden oyuncular arasında Michael
Sheen, James Cromwell, Sylvia Syms, Alex Jennings, Helen McCrory ve Roger Allam
başı çekiyor. Senaryosunu Peter Morgan’ın yazdığı film “en iyi kadın oyuncu” ve
“en iyi senaryo” dallarında iki Altın Küre Ödülü’nün sahibi oldu. “En iyi film”,
“en iyi yönetmen”, “en iyi senaryo” ve “en iyi kadın oyuncu” da dahil olmak
üzere 10 dalda BAFTA Ödülü adayı olan filmin görüntü yönetimini Alfonso Beato
üstlenmiş. Müziklerse Alexandre Desplat imzası taşıyor.
| |

|
Dreamgirls Yönetmen:
Bill Condon Oyuncular: Jamie Foxx Beyoncé Knowles Eddie Murphy Danny
Glover Üç genç kızın yükselişi...
60’ların başından 70’lerin ortalarına dek süren çalkantılı süreçte geçen “Rüya
Kızlar” müzikali, umut vaat eden “The Dreamettes” adlı müzik grubunu kuran
Effie, Deena ve Lorrell isimli üç kızın yükseliş hikayesini anlatıyor. Hırslı
menajer Curtis Taylor Jr., bir yetenek yarışmasında keşfettiği kızlara
hayatlarının teklifini yapar ve onlara ünlü sanatçı James “Thunder” Early’nin
yardımcıları olmalarını önerir. Kızların görünüşlerinin ve seslerinin kontrolünü
de ele alan Curtis, halkın büyük ilgisini uyandıran kızların sonunda kamuoyunda,
‘The Dreams-Rüyalar’ ismiyle anılmalarını sağlar. Bir süre sonra ilgi Deena
üzerine yoğunlaşmaya başlar ve daha az ilgi çekici olan Effie’yi dışa iter. ‘The
Dreams’, mükemmel bir fenomen olmayı başarsa da, kızlar zamanla şöhretin ve
zenginliğin tahmin edebileceklerinden çok daha ağır bedelleri olduğunu
anlayacaklardır... Efsane müzikal 25 yıl sonra beyazperdede Yirmi beş yıl önce
Broadway seyircisini kendine hayran bırakan Tony ödüllü müzikal “Rüya Kızlar”,
Bill Condon’un yönetmenliğinde beyazperdede. Altın Küre’ye beş dalda aday
gösterilen film, sinema, televizyon, Broadway ve plak dünyasından ödül kazanmış
birçok yıldızı bir araya getiriyor. Başrollerde Jamie Foxx (Curtis), Jennifer
Hudson (Effie), Beyonce Knowles (Deena), Anika Moni Rose (Lorrell), Eddie Murphy
(Jimmy), Danny Glover (Marty), Keith Robinson (CC), Hinton Battle (Wayne) ve
Sharon Leal (Michelle) kamera karşısına geçmiş. Filmin senaryosunu, Tom Eyen’in
yazdığı, ‘Rüya Kızlar’ sahne müzikalinin orijinal kitabından derleyen Condon;
“Rüya Kızlar’ın gala gecesinde ben de seyirciler arasındaydım. O gece asla
unutamayacağınız deneyimlerden biriydi.” sözleriyle özetliyor ünlü Broadway
müzikali hakkındaki duygularını; “Rüya Kızlar’ın orijinal Broadway yapımı,
mükemmel oyuncu kadrosu ve Michael Bennett’in efsanevi yönetmenliği sayesinde
heyecan verici biçimde sahneye konmuştu. Aradan geçen zaman göz önüne
alındığında, sanırım konuyu yeniden ele almak mümkün: Siyahi Amerikalıların,
60’larda müzikte gösterdikleri olağanüstü başarının, günümüzde siyah kültürün
müzikte neredeyse çoğunluğu oluşturmasında etkisi olduğunun anlatıldığı bir
hikaye bu.” Rüya Kızlar’ın orijinal Broadway yapımı, perdelerini 20 Aralık
1981’de Imperial Tiyatrosu’nda açtı. Bu, müzikalin hem yönetmenliğini hem de
koreograflığını üstlenen efsanevi Michael Bennett’in sahneye koyduğu son oyundu.
Gecelerce kapalı gişe oynayan, seyirciler tarafından ayakta alkışlanan ve
eleştirmenlerden tam not alan oyun, 1982 yılında, “en iyi müzik parçası”, “en
iyi müzikal” ve her iki oyuncu kategorisi de dahil olmak üzere tam 13 dalda Tony
Ödülleri’ne aday gösterildi ve “en iyi müzikal kitabı”, “en iyi koreografi”, “en
iyi müzikal aktörü”, “en iyi müzikal aktristi”, “en iyi müzikal yardımcı aktörü”
ve “en iyi müzikal ışıklandırma tasarımı” dallarında ödüle layık görüldü.
Broadway’de yaklaşık 4 yıl boyunca sahne alan müzikal, 1521 kez seyirciyle
buluşarak izleyicileri büyülemeyi başardı. 1980’lerde gösteri Birleşik
Devletler’de turneye çıktı; ‘Rüya Kızlar’ yapımları Toronto, Paris, Berlin ve
hatta Japonya gibi uzak yerlerde yıllar boyu seyirciye sunuldu. Şimdi ise,
seyirciyle ilk buluşmasından tam 25 yıl sonra beyazperdede...
| |
 |
Sayfalar:Filmler Sinema
Sinema 1
Sinema 3 Ve Diziler
| |
Ben Foster Shawn Hatosy Emile Hirsch Sharon Stone sineması amerika filmi müzik li
Ademin trenleri Sinema Film özeti:
Çekimleri Manisa/Karaağaçlı tren istasyonunda kurulan sette
gerçekleştirilen “Adem’in Trenleri”, bugüne kadar Kültür ve Turizm
Bakanlığı’ndan en yüksek yapım desteğini alan film olmuş. Bakanlık sinema destek
fonundan 450.000 YTL’lik katkı sağlamış.
Dreamgirls Sinema özeti:
Efsane müzikal 25 yıl sonra beyazperdede Yirmi beş yıl önce
Broadway seyircisini kendine hayran bırakan Tony ödüllü müzikal “Rüya Kızlar”,
Bill Condon’un yönetmenliğinde beyazperdede. Altın Küre’ye beş dalda aday
gösterilen film, sinema, televizyon, Broadway ve plak dünyasından ödül kazanmış
birçok yıldızı bir araya getiriyor. Başrollerde Jamie Foxx (Curtis), Jennifer
Hudson (Effie), Beyonce Knowles (Deena), Anika Moni Rose (Lorrell), Eddie Murphy
(Jimmy), Danny Glover (Marty), Keith Robinson (CC), Hinton Battle (Wayne) ve
Sharon Leal (Michelle) kamera karşısına geçmiş. Filmin senaryosunu, Tom Eyen’in
yazdığı, ‘Rüya Kızlar’ sahne müzikalinin orijinal kitabından derleyen Condon;
“Rüya Kızlar’ın gala gecesinde ben de seyirciler arasındaydım. O gece asla
unutamayacağınız deneyimlerden biriydi.” sözleriyle özetliyor ünlü Broadway
müzikali hakkındaki duygularını; “Rüya Kızlar’ın orijinal Broadway yapımı,
mükemmel oyuncu kadrosu ve Michael Bennett’in efsanevi yönetmenliği sayesinde
heyecan verici biçimde sahneye konmuştu.
Atalarımızın Bayrakları sinema özeti:
“Atalarımızın Bayrakları”nda Eastwood, çatışmanın iki
tarafından da hayatlarını kaybedenlere selam duruyor. Filmin başrolünde, “Son
Samuray”, “Bir Geyşa’nın Anıları” ve “Batman Başlıyor” filmlerinde rol alan Ken
Watanabe kamera karşısında. Watanebe filmde General Tadamichi Kuribayashi’yi
canlandırıyor. Yetenekli oyunculardan oluşan kadroda Kazunari Ninomiya (Saigo),
Tsuyoshi Ihara (Baron Nishi), Ryo Kase (Shimizu) ve Shidou Nakamura (Teğmen Ito)
var. Filmin senaryosu Japon-Amerikalı senaryo yazarı Iris Yamashita, öyküsünü
ise Yamashita ile Oscar sahibi Paul Haggis birlikte yazmış. Müziklerse Kyle
Eastwood ve Michael Stevens’a ait
film film yeni vizyondaki sinemalar film, erotik film yeni filmer türk filmi yabancı sinemalar, savaş korku bilim kurgu komedi komik güldürü gösterileri en yeni sinema gösterileri hangi film sinema yeni okuyun
Michael Hegner ve Karsten Kiilerich’in yönettiği çizgi filmin senaryosunu Mark
Hodkinson yazmış, filmin orijinal seslendirmesinde ise Morgan Jones, Kim Larney,
Paul Tylack, Anna Olson, Gary Hetzler, Danna Davis ve Barbara Bergin görev
almış. Toplum parodisi iyi bilinen Anderson, tüm dünyada sevilen bir masalcı.
Masalları, hoşgörüsüzlük, dar kafalılık ve küçük burjuvaların önyargılarına
karşı verdiği onun kişisel savaşın eserleri. Bunları göz önünde bulunduran film
ekibi, “Çirkin Ördek Yavrusu”nu günümüz seyircisi için yeniden yorumlayarak
farklı bir hikaye olarak uyarlamış iyi seyiler |