turkcafem .net'i açılıs sayfanız yaparak, ihtiyacınız olan bütün sitelere kolayca ulaşabilirsiniz.

   

 

 

 

 

 
 
turkcafem Menü

Anasayfa

Sohbet
Otel Yerleri
Sevgililer Kartı
Antika Alışveriş
Rüya Tabirleri
Tatil Yerleri
Cep Temaları
Cep Duvar Kağıtları
Cep Programları
Cinsellik
Bilet Satış
Mankenler

Gül Resimleri
Gerçek Cep Sesleri
Diyet Çeşitleri
İlginç Yazılar
İlginç Bilgiler
Dizi Filmler
Hazır Site Tasarımları
Kim Kimdir?
Komik Sesler
Komik Videolar
Ata Sözleri Sözlüğü
Spor Futbol
Şarkı Sözleri
Flash Oyunlar
Programlar
Arkadaş Arama
Sağlık
Sevgi & Aşk
Her Dilde Sözlük

Aşk Resimleri
Hikayeler
Burçlar
Komik Resimler
Kitap Özetleri
Ödev Siteleri
Magazin Aktüel
Canlı Radyolar
Erotik Hikaye

Otomobil
Tatil

Reklam & İletişim

 

 

 
turkcafem Msn Menü
Msn Messenger İndir
Msn İfadeleri
Msn Harfleri
Msn Avatar
Msn Arka Planlar
Msn Eklentileri
Genel Bilgiler
Aşk İfadeleri
Göz Kırpmalar
Nick Name
Yüklemeler
 


 
turkcafem Cep Tema

Free Cep Programları
Duvar Kağıdı
En Yeni Cep Melodi
Polifonik Melodi
Logolar
Film Transferi
Gerçek Sesler
Cep Oyunlar
Mobil Klipler
Temalar

 

 

 
turkcafem Bayan
Ah Şu Kadınlar
Hamilelik
Bakım Ürünleri
Doğru Giyinme
Manikür Pedikür
 Diğerleri...
 
   
 
turkcafem .com Eglence Sitesi..

Sinema


Sayfalar:Filmler  Sinema   Sinema 1   Sinema 3 Ve Diziler  
Diger Filmler


Adem'in Trenleri
Yönetmen: Barış Pirhasan
Oyuncular: Nurgül Yeşilçay Cem Özer Ümit Çırak Derya Alabora
“Kimi insan kendi günahlarını taşır, kimisi başkalarınınkini” Bekir’in kirletip terk ettiği Hacer’i ailesinden korumak için nikahına alan Hasan Hoca, ona elini sürmez. Bunu Allah’ın kendisine bir sınavı olarak kabul eder ve bir gün Bekir’in Hacer’e döneceğine inanır. Onca yoksulluğuna rağmen yıllar boyunca Hacer’e ve dünyaya getirdiği Fatmacık’a karşılık beklemeden bakar. Zamanla ikisini de çok seven Hasan Hoca, kendisinden ayrıldıklarında acı çekmemek için sevgisini belli etmez, hep mesafeli durur onlara. Bu yüzden onu babası bilen Fatmacık, küçük bir çocuğun bir babadan beklediği sıcaklığı ondan alamaz. İki tarafın da kabullendiği bu yaşam, Hasan Hoca’nın bir Ramazan günü Manisa’nın uzağındaki yirmi hanelik küçük tren istasyonuna imam olmasıyla değişir, farklı bir nitelik kazanır. Fakir ama sevecen insanların yaşadığı, Ramazan ayında bir imamları olmasından başka dertleri bulunmayan bu küçük sıcak ortamda Hasan Hoca hiç ummadığı biçimde Bekir’le karşılaşır. Emaneti ona iade etmek zorundadır; “Bir gün gelip Hacer ile Fatmacık’ı alacağını biliyordum, ama benim onları senin ayağına getireceğim hiç aklımdan geçmezdi.” diyerek.. Peki Bekir, kendisine teslim edilen emaneti Hoca’nın onu taşıdığı gibi taşıyabilecek midir?.. “O da Beni Seviyor” ve “Usta Beni Öldürsene” filmlerinin yönetmeni Barış Pirhasan’ın yönettiği “Adem’in Trenleri”nin başrollerini Nurgül Yeşilçay (Hacer), Cem Özer (Hasan Hoca), Zeynep Özbay (Fatmacık) ve Atıf Emir Benderlioğlu (Bekir) paylaşıyor. Senaryosunu İsmail Doruk’un yazdığı filmde başrol oyuncularına Ümit Çırak (Yol Çavuşu Musa), Derya Alabora (Şükran), Asuman Dabak (Münevver), Hakan Bilgin (Bekçi Reşat), Fıratcan Aydın (Adem), Münire Apaydın (Emine), Yıldız Kültür (Hala), Turan Özdemir (Müdür Kazım) ve Ezel Akay (Tilki Hasan) eşlik ediyor. Filmin görüntü yönetimini Peter Steuger gerçekleştirmiş. Yönetmenin filmle ilgili sözleri şöyle: “İyi kurgulanmış bir olay örgüsüne sahip, heyecan verici, sürükleyici bir film yapmak zevkli bir iş. Karakter ağırlıklı bir öyküden film yapmak da öyle. Bu iki özelliği ustaca birleştiren anlatımlar ise az bulunur. ‘Adem’in Trenleri’ böyle bir öykü. En karmaşık ahlaki hesaplaşmalar, aslında basit insanların günlük yaşamları içindedir. Tartışılan dini sorunlar, insanların manevi hayatlarıyla ilgili derin düşünceler, hep bu ‘basit’ hayatların sürdürülebilmesini ve insanların bu dünyadaki varoluşlarını daha acısız sürdürebilmelerini amaçlar. İsmail Doruk’un senaryosu, bu can alıcı sorunları, bir çocuk zihninin yalınlığı ve mizahıyla işleme fırsatı veriyor bize.” Çekimleri Manisa/Karaağaçlı tren istasyonunda kurulan sette gerçekleştirilen “Adem’in Trenleri”, bugüne kadar Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan en yüksek yapım desteğini alan film olmuş. Bakanlık sinema destek fonundan 450.000 YTL’lik katkı sağlamış. TCDD de filmin en önemli bölümlerinin sponsorluğunu üstlenmiş ve bu sponsorluk çerçevesinde filmin çekimleri sırasında kullanılacak lokomotif, yolcu vagonları ve yük vagonlarının yanısıra tren ve istasyon görevlileri gibi filmde yer alacak figürasyonu da temin etmiş. Filme konuyla ilgili teknik danışmanlık da sağlayan TCDD, gerek depolarında bulunan gerekse müzelerinde mevcut dekor, kostüm, aksesuar gibi ihtiyaçları da karşılamış.


The Ugly Duckling and Me!: Çirkin Ördek Yavrusu ile Farecik
Yönetmen: Michael Hegner, Karsten Kiilerich
Oyuncular: Okan Bayülgen Keremcem Rasim Öztekin Şenay Gürler
Kendini ördek babası zanneden farecik “Çirkin Ördek Yavrusu” masalını herkes bilir. Çirkin ördek yavrusu büyünce güzel bir kuğu olur. Ama masalda herkesin bilmediği bir şey vardır: Çirkin ördek yavrusu büyüyene kadar Ratso adında bir fare tarafından evlat edinilmiştir. Ratso, şov dünyasında ün yapmaya çalışan ve kendini şov menajeri sanan bir faredir. Henüz hayattan istediğini alamamış ve bir an önce hayat hakkındaki gerçek cevabı bulmak istemektedir. Sokakları çok iyi bilir, tam bir şehir efendisidir. Hınzır şehir fareleri çetesinden kaçıp çiftlik hayvanları ile dolu bir kümeste saklanmak zorunda kalınca, kendisini “Çirkin” isimli ördek yavrusuna babalık yaparken bulur. Zavallı Ratso’nun tek suçu, Çirkin Ördek yumurtadan çıkarken onun yanında olması ve bir anda kendini ona bakmak için sorumlu hissetmesidir. Çirkin’e giderek daha çok bağlanan Ratso, ona hayata dair ciddi konularda tavsiyeler vermeye başlar. İşin kötüsü, Çirkin ne zaman bu tavsiyelere uymaya kalksa başı belaya girmektedir! Hans Christian Andersen’ın dünyaca ünlü masalının bu farklı uyarlaması, Çirkin Ördek Yavrusu ve ona babalık yapan Ratso’yu anlatıyor. Michael Hegner ve Karsten Kiilerich’in yönettiği çizgi filmin senaryosunu Mark Hodkinson yazmış, filmin orijinal seslendirmesinde ise Morgan Jones, Kim Larney, Paul Tylack, Anna Olson, Gary Hetzler, Danna Davis ve Barbara Bergin görev almış. Toplum parodisi iyi bilinen Anderson, tüm dünyada sevilen bir masalcı. Masalları, hoşgörüsüzlük, dar kafalılık ve küçük burjuvaların önyargılarına karşı verdiği onun kişisel savaşın eserleri. Bunları göz önünde bulunduran film ekibi, “Çirkin Ördek Yavrusu”nu günümüz seyircisi için yeniden yorumlayarak farklı bir hikaye olarak uyarlamış.


Notes on a Scandal: Skandal
Yönetmen: Richard Eyre
Oyuncular: Judi Dench Cate Blanchett Andrew Simpson Bill Nighy
Dostluk ve seksüel ilişkilerin zehrine dair... Londra’da bir ortaöğretim kurumunda demir yumruk olarak tanınan, disiplinli ve münzevi bir kişiliği olan Barbara Covett, yıllardır tek yakın dostu olmayan yalnız bir kadındır. Kedisi Portia dışında yanında kimse yoktur. Barbara’nın hayatı, Sheba Hart isimli sanat öğretmeninin çalıştığı okula gelişiyle değişir. Sheba, Barbara’nın yıllardır beklediği sıcak ve nazik dosttur. Fakat ona yakınlaştıkça öğrendikleri, ikisi arasındaki ilişkiyi sarsar. Sheba öğrencilerinden biriyle aşk yaşamaktadır. Barbara, Sheba’yı bu sırrını kocasına söylemekle tehdit edecek ve hayatının gidişatını değiştirecektir. Ama Barbara’nın da bir sırrı vardır. Ve sırlar, iki kadının hayatlarının kesişme noktası olur... Kalabalıklar içinde yalnız insanlar Richard Eyre’in yönettiği psikolojik gerilim filmi “Skandal”ın başrollerini Oscar ödüllü iki ünlü yıldız paylaşıyor: Judi Dench (Barbara Covett rolünde) ve Cate Blanchett (Sheba Hart rolünde). Filmde ikiliye Andrew Simpson, Bill Nighy, Phil Davis, Michael Maloney, Juno Temple, Max Lewis, Joanna Scanlan, Julie Mckenzie ve Shaun Parkes eşlik ediyor. Zamanımız yalnızlık ve izolasyon zamanı. Milyonlarca insan, büyük şehirlerde çok büyük kalabalıklar içinde ama ulaşabilecekleri, paylaşabilecekleri birisi olmadan yaşıyor. Bu evrensel duygu, Zoë Heller’ın 2001 yılında yayınladığı çok okunan romanı “What Was She Thinking: Notes On a Scandal”ın da temelini oluşturuyor. Heller’in İngiliz edebiyatının bir çok ödülüne aday olan bu romanından uyarlanan filmin senaryosunu Patrick Marber yazmış. Büyük bölümü Londra’nın tarihi bölgesi Eastbourne’de çekilen filmin görüntü yönetimini ise iki Oscar ödüllü Chris Menges üstlenmiş. Daha önce Michael Cunningham’ın sevilen romanı “Saatler”i sinemaya başarıyla uyarlayan film yapımcıları Scott Rudin ve Robert Fox, bu kez Heller’in romanını perdeye uyarlamak için kolları sıvamış. Başarılı tiyatro ve sinema yönetmeni olan Richard Eyre, Fox ve Rudin ile görüştüğünde kitabı yeni okumuş. Romanın komik ve dokunaklı hikayesinden çok etkilenen Eyre, kitap için şunları söylüyor: “Dostluk ve seksüel ilişkilerin zehrini anlatıyor. Bu gerçekten iki farklı takıntının, iki kadının engelleyemedikleri, kontrol edemedikleri tutkularının hikayesi.”


The Pursuit of Happyness: Umudunu Kaybetme
Yönetmen: Gabriele Muccino
Oyuncular: Will Smith Jaden Smith Thandie Newton Brian Howe
Bir babanın mücadelesi... İki yakasını bir araya getirmekte zorlanan, zeki, yetenekli ancak marjinal bir işe sahip olan Chris Gardner, ailesini ayakta tutmak için cesurca çabalamasına rağmen bunu başaramaz. Beş yaşındaki oğlu Christopher’ın annesi Linda, maddi zorlukların yarattığı sürekli baskı altında direncini kaybeder ve istemeyerek de olsa evi terk eder. Bekar baba Chris, yılmadan, bildiği tüm satış becerilerini kullanarak daha iyi kazandıran bir işin peşine düşer. Prestijli bir borsa şirketinde stajyerlik bulur ve ücret almayacak olsa da programın sonunda iş ve parlak bir gelecek elde edeceğini umarak bunu kabul eder. Parasal güvencesi olmayan Chris ve oğlu, kısa süre sonra San Francisco’daki dairelerinden çıkartılır; daha iyi bir yaşam kurma hayali peşinde koşarken düşkünler evi, otobüs durağı, tuvalet gibi, geceyi geçirmek için bulabildikleri her yerde kalmaya başlarlar. Çektiği sıkıntılara rağmen Chris, babalık görevini sevgi ve özenle yerine getirmeye devam eder; oğlunun kendisine duyduğu sevgi ve güveni de karşısına çıkan engelleri aşmak için kullanır... “The Last Kiss” filmi ile 2002 yılında Sundance Film Festivali’nde İzleyici Ödülü’nü kazanan Gabriele Muccino’nun yönettiği ilk İngilizce film olan “Umudunu Kaybetme”nin başrollerinde Will Smith (Chris Gardner), Thandie Newton (Linda) ve ilk rolünde Jaden Christopher Syre Smith (Christopher) kamera karşısında. Filmin senaryo yazarı Steven Conrad. Müziklerse Andrea Guerra’ya ait. Yönetmenin, gerçek bir yaşam hikayesinden önce Amerika’da 20/20 isimli bir televizyon programına, ardından da perdeye uyarlanan “Umudunu Kaybetme” hakkındaki sözleri şöyle: “Beni gerçekten çeken şey karakterin hayatta kalmak için umutsuzca çabalaması ve onun için en önemli şeyin çocuğunu korumak olması. Chris akla hayale sığmayacak şeylere katlanıyor ve en kötü anların bile oğlunun hayatı üzerinde kötü bir etki bırakmamasını garantiliyor. Aslında bu, bir ailenin taşıdığı birçok evrensel değer sayesinde destansı hale gelen, umutsuz ve ne yazık ki gerçek yolculuğu.”


The Number 23
Yönetmen: Joel Schumacher
Oyuncular: Jim Carrey Virginia Madsen Logan Lerman Danny Huston
Bir sayıya mahkum olmak... Kendi halinde sıradan bir adam, iyi bir aile babası olan Walter Sparrow’un hayatı, eşinin aldığı “The Number 23” isimli kitabı okumasıyla alt üst olur; çünkü kitap sanki onun hayatını anlatır gibidir; ama asıl problem kitabın bir cinayetle bitmesidir... 23 sayısı konusunda takıntılı Fingerling isimli bir adamın 15 yıllık bir cinayet itirafıyla ilgili kitabı okumaya devam ettikçe, kendi hayatının da 23 sayısı tarafından kontrol altına alınmaya başladığını düşünür. Giderek ruhsal dengesini yitiren Sparrow’un gerçek bir katile dönüşme olasılığı var mıdır? 23 sayısı tarihte gizemli bir anlama sahiptir. Pek çok kişi ise bu sayının karanlık bir sayı olduğunu, şeytanlıkla lanetlendiğini düşünür. Joel Schumacher’in yönettiği gerilim türündeki “23 Numara”, işte bu düşünceye gönderme yapan bir film. Başrolünde ünlü aktör Jim Carrey’nin kamera karşısına geçtiği filmde Carrey’e eşlik eden oyuncular, Virginia Madsen, Logan Lerman, Danny Huston, Michelle Arthur ve Patricia Belcher olmuş. Senaryosunu Fernley Phillips’in yazdığı filmin müziklerini Harry Gregson-Williams bestelemiş.


The Last King of Scotland
Yönetmen: Kevin Macdonald
Oyuncular: Forest Whitaker James McAvoy Kerry Washington Gillian Anderson
Efsanevi tiranın ayak izleri... Çok uzaklardaki bir ülkede vahşi bir macera yaşayacağını düşünerek yola çıkan genç doktor Gerrigan 1970’lerin Uganda’sına vardığında bir yandan eğlenirken bir yandan da insanlara yardım elini uzatacağını düşünmektedir. Oysa yolculuğu onu dünyanın en karanlık yerine, insan yüreğine götürecektir... “İskoçya’nın Son Kralı”, dünyanın tanıdığı en çılgın diktatörlerden biri olan Idi Amin dönemindeki Uganda’yı beyaz perdeye yansıtıyor. Doktor Gerrigan, kaderin inanılmaz bir cilvesi ile, dünyanın en barbar kişilerinden olan İdi Amin’in yönetimi içinde sıkışıp kalır. Garrigan’ın bir kriz durumundaki soğuk kanlı tavırlarına ve çalışmasına tanık olduktan sonra ona hayran kalan Amin, Garrigan’ı kendisinin özel doktoru ve en yakın sırdaşı olarak seçer. Başlangıçta bu yeni pozisyonu ile gururu okşanan Garrigan, çok geçmeden Amin’in vahşiliğini ve kendisinin bu durumdaki suç ortaklığını fark eder. Yanlışlarını düzeltip Uganda’dan sağ olarak çıkmaya çabalarken, dehşet ve ihanet peşini bırakmayacaktır... 1971 ve 1978 yılları arasında Uganda’nın başındaki Amin’in sıradışı yönetimi içinde sıkışıp kalmış genç bir İskoç doktorun yaşadıklarını anlatan Giles Foden’in aynı adlı tarihsel romanından uyarlanan tarihsel gerilim filmi “İskoçya’nın Son Kralı”nı Kevin MacDonald yönetmiş. Senaryosunu Jeremy Brock ve Peter Morgan’ın birlikte yazdığı filmin başrollerini Forest Whitaker (Idi Amin), James McAvoy (Nicholas Garrigan), Kerry Washington (Kay Amin) ve Gillian Anderson (Sarah Merrit) paylaşmış. Filmin müziklerini ise Alex Heffes bestelemiş.


Sis ve Gece
Yönetmen: Turgut Yasalar
Oyuncular: Selma Ergeç Uğur Polat Ayten Uncuoğlu Sara Meriç Cinbarcı
İstanbul’un labirentlerinde gizemli bir arayış Gizli servis elemanı Sedat’ın bir amir, ağabey ve dost olarak sevdiği Yıldırım bir süre önce öldürülmüştür. Sedat amirinin kendi servisi tarafından öldürüldüğüne inanmaktadır. Onun için mesleği her şeyin önündedir, adeta yaşamının amacıdır. Bu nedenle teşkilat içi çatışmada pasifize edilmesiyle boşluğa düşer. Karısı ve çocukları hayatında hep ikinci planda kalmışlardır. Onu yaşama yeniden bağlayacak tutkulu bir şeye ihtiyacı vardır. Ve o, bu tutkulu ilişkiyi genç Mine’de bulur. Böylece yaşamında çok önem verdiği meslek sevgisinin yerine bir başka ölümcül ilişkiyi, Mine’nin aşkını koyar. Mine’nin günün birinde tuhaf biçimde ortadan kaybolmasıyla Sedat için İstanbul’un labirentlerinde gizemli bir arayış başlar… Bir karakterler galerisi Bir polisiye / gerilimden ziyade bir aşk ve gizem öyküsü olan “Sis ve Gece”, kaybolan bir kız ile onu bulmakta güçlük çeken bir gizli servis elemanının hikayesi. Ahmet Ümit’in aynı isimli eserinden sinemaya uyarlanana “Sis ve Gece”yi Turgut Yasalar yönetmiş. Başrollerini Selma Ergeç (Mine) ve Uğur Polat’ın (Sedat) paylaştıkları filmin senaryosunu da Turgut Yasalar kaleme almış. Bir karakterler galerisi olan filmde izleyici, Sedat’ın arayışı boyunca onunla birlikte insan ilişkilerine doğru ilginç bir yolculuğa çıkıyor. İstanbul sokaklarında süren bu arayış, kimisi geçmişin anılarına bağlı, kimisi değerlerini yitirmiş, para ve çıkar ekseninde gelişen trajik ve komik ilişkilerin insanlarını çıkartıyor karşımıza. Çarpık sanayileşmenin, alt yapısı oluşmamış gelişmenin yarattığı şizofrenik boşluk ve oluşan suçlu profili bu insanların kimliğinde anlatılıyor. Öykünün geçtiği mekanlar ve insan ilişkileri, İstanbul’un tarihten beri süregelen karmaşık etnik yapısına da işaret ediyor. Filmin başrollerindeki Ergeç ve Polat’a eşlik eden oyuncular Ayten Uncuoğlu (Madam Eleni), Sara Meriç Cinbarcı (Maria), Ümit Çırak (Şeref), Tardu Flordun (Piç Neco), İlyas Salman (Cuma), Devrim Nas (Sinan), Yetkin Dikinciler (Fahri), Mehmet Güleryüz (Yıldırım) ve Oktay Kaynarca (Naci) olmuş. Polisiye edebiyatımızın önde gelen ismi Ahmet Ümit’in ilk romanı olan “Sis ve Gece”, bugüne kadar on binlerce nüsha basıldı; Almanya, İsviçre, Avusturya ve Yunanistan’da yabancı okurların beğenisine sunuldu. Yerli ve yabancı eleştirmenlerce edebi nitelikli ilk Türk polisiyesi olarak adlandırılan roman için sinema eleştirmeni Atilla Dorsay “Roman Polanski bu kitabı okusaydı mutlaka filme çekerdi,” diye yazmıştı.


Gomeda
Yönetmen: Tan Tolga Demirci
Oyuncular: Feride Çetin Serkan Altunorak Bulut Köpük Halim Ercan
Tatil mi, kabus mu? Ebru, Tolga, Çağan, Sibel ve Didem, hafta sonlarını geçirmek üzere kiraladıkları bir arabayla Kapadokya’ya doğru yola çıkarlar. Ancak arabaları kaza yaparak yoldan çıkınca yollarına yürüyerek devam etmek zorunda kalırlar. Gomeda Vadisi’ne ulaştıklarında bir mağarada konaklamaya başlarlar. Yüzyıllar boyunca cinsel günah işlemiş kadınlara karşı bir işkence odası olarak kullanılmış bu mağarada beş genci, tatillerini içinden çıkılmaz bir kabusa dönüştürecek pek çok kötü sürpriz beklemektedir. Kısa metrajlı filmleriyle bir çok ödül almış genç sinemacı Tan Tolga Demirci’nin ilk uzun metrajlı filmi olan fantastik gerilim türündeki “Gomeda”nın başrollerinde Feride Çetin, Serkan Altunorak, Bulut Köpük, Halim Ercan ve Bahar Yanılmaz yer alıyor. Senaryosunu da Demirci’nin yazdığı filmin çekimleri Kapadokya’da gerçekleştirilmiş.


Letters from Iwo Jima
Yönetmen: Clint Eastwood
Oyuncular: Ken Watanabe Kazunari Ninomiya Tsuyoshi Ihara Ryo Kase
Mektuplarıyla bugüne uzanan kahramanlar ABD ve Japon orduları, altmış bir yıl önce Iwo Jima’da karşılaştılar. Yıllar sonra, adanın ıssız topraklarından birkaç yüz mektup çıkarıldı. Bu mektuplar, orada savaşanların ve başlarındaki sıradışı generalin yüzü ve sesi oldular. Iwo Jima’ya gönderilen Japon askerleri, büyük olasılıkla geri dönemeyeceklerini biliyorlardı. İçlerinde, yeni doğan kızını görmekten başka isteği olmayan fırıncı Saigo, dünyaca tanınan Olimpiyat şampiyonu binici Baron Nishi, idealizmi henüz savaş sınavından geçmemiş eski askeri polis Shimizu ve teslim olmaktansa intiharı yeğleyebilecek kadar katı bir asker olan Teğmen Ito vardı. Savunmaya önderlik eden isimse, Amerika’ya yaptığı yolculuklarda savaşın umutsuz doğasını anlamış, ama aynı zamanda Pasifik’in ötesinden gelen devasa Amerikan filosunu yenmek için gereken stratejiyi kavramış Tuğgeneral Tadamichi Kuribayashi idi. Saf irade ve adanın volkanik kayası dışında savunma adına pek az şeye sahip olan General Kuribayashi’nin eşi görülmemiş taktikleri, çabuk ve kanlı bir yenilgi olacağı düşünülen çatışmayı, yaklaşık 40 gün süren kahramanca bir mücadeleye dönüştürmüştü. Iwo Jima’da neredeyse 7.000 Amerikan askeri öldürüldü; 20.000’den fazla Japon askeri can verdi. Iwo Jima’nın kara kumlarını kanlarıyla sulayan bu askerlerin fedakarlıkları, mücadele, cesaret ve merhametleri, evlerine yolladıkları mektuplarda yaşıyor... Madalyonun diğer yüzü Osca ödüllü Clint Eastwood, 61 yıl once Amerikan işgal kuvvetlerine karşı Iwo Jima Adası’nı savunan Japon askerlerinin ve başlarındaki generalin hiç anlatılmamış öyküsünü perdeye taşıyor. Sadece“Atalarımızın Bayrakları”nı (Flags of Our Fathers) çekmenin, öykünün yalnızca yarısını anlatmak olacağı duygusu, iki kültürde de yeri olan bir olayı keşfetmek isteyen Clint Eastwood’u rahatsız etmiş. Bu, art arda çekilen ve sırayla gösterime giren eşi görülmemiş çift film projesiyle Eastwood, Iwo Jima Muharebesi’nin ve Pasifik’teki savaşın sadece orduların değil, kültürlerin de çatışması olduğunu göstermek istemiş. Farklı bakış açılarından ve farklı dillerde ayrı ayrı öyküler anlatıyor olsalar da “Iwo Jima’dan Mektuplar” ve “Atalarımızın Bayrakları”nda Eastwood, çatışmanın iki tarafından da hayatlarını kaybedenlere selam duruyor. Filmin başrolünde, “Son Samuray”, “Bir Geyşa’nın Anıları” ve “Batman Başlıyor” filmlerinde rol alan Ken Watanabe kamera karşısında. Watanebe filmde General Tadamichi Kuribayashi’yi canlandırıyor. Yetenekli oyunculardan oluşan kadroda Kazunari Ninomiya (Saigo), Tsuyoshi Ihara (Baron Nishi), Ryo Kase (Shimizu) ve Shidou Nakamura (Teğmen Ito) var. Filmin senaryosu Japon-Amerikalı senaryo yazarı Iris Yamashita, öyküsünü ise Yamashita ile Oscar sahibi Paul Haggis birlikte yazmış. Müziklerse Kyle Eastwood ve Michael Stevens’a ait. “Atalarımızın Bayrakları”nı tamamladıktan kısa süre sonra çekimlere başlayan Eastwood’un iki film çekmekteki amacı, bir avuç insana odaklanıp savaşı onların deneyimlerinin süzgecinden göstererek, çatışmanın iki tarafının eksiksiz bir tablosunu yaratmak olmuş. “Büyürken izlediğim savaş filmlerinin çoğunda iyiler ve kötüler vardı,” diyor. “Hayat böyle değil, savaş böyle değil. Bu filmler kazanmak ya da kaybetmek hakkında değil. Savaşın insanlar üzerindeki etkisi ve vaktinden önce hayatlarını kaybedenler hakkında.”


The Queen
Yönetmen: Stephen Frears
Oyuncular: Helen Mirren Michael Sheen James Cromwell Sylvia Syms
Gücün yaşayan örneğine farklı bakış “Kraliçe”, güçlü kraliyet duvarlarının bir trajedi ile sarsılması sonucunda yaşananları perdeye yansıtıyor. Gerçek olaylardan yola çıkılarak çekilen filmde, Prenses Diana’nın 1997 Ağustos’unda ani ölümüyle şaşkına dönen Kraliyet Ailesi ve İngiliz hükümetinin tutumu işleniyor. Prenses’in ölümünün ardından İngiltere Kraliçesi, kendisini seçimleri henüz kazanan yenilikçi Başbakan Tony Blair ile bir modernlik çalışmasının içinden bulurken, öte yanda Diana’nın ölümünden sonraki tutumuna karar vermeye çalışmaktadır ve gelenekleri arasında sıkışmış durumdadır. İngiliz halkı acı içindedir ve liderlerinin bu konuda ne yapacağını merakla beklemektedir. Kapsamlı röportaj ve derin araştırmalar, sağduyulu kaynaklar ve hayal gücüne dayanarak oluşturulan senaryosuyla “Kraliçe”, gücün yaşayan örneklerine farklı bir bakış açısı getiriyor. Modern dünyanın son muhteşem hükümdarını, Diana’nın ölümüyle çılgına dönen medya, entrikalar ve insani duygular arasına sıkışmış bir insan olarak, daha önce görmediğiniz biçimde gözler önüne seriyor. Stephen Frears’ın yönettiği filmde kraliçeyi Helen Mirren canlandırıyor. Mirren’e başrollerde eşlik eden oyuncular arasında Michael Sheen, James Cromwell, Sylvia Syms, Alex Jennings, Helen McCrory ve Roger Allam başı çekiyor. Senaryosunu Peter Morgan’ın yazdığı film “en iyi kadın oyuncu” ve “en iyi senaryo” dallarında iki Altın Küre Ödülü’nün sahibi oldu. “En iyi film”, “en iyi yönetmen”, “en iyi senaryo” ve “en iyi kadın oyuncu” da dahil olmak üzere 10 dalda BAFTA Ödülü adayı olan filmin görüntü yönetimini Alfonso Beato üstlenmiş. Müziklerse Alexandre Desplat imzası taşıyor.


Dreamgirls
Yönetmen: Bill Condon
Oyuncular: Jamie Foxx Beyoncé Knowles Eddie Murphy Danny Glover
Üç genç kızın yükselişi... 60’ların başından 70’lerin ortalarına dek süren çalkantılı süreçte geçen “Rüya Kızlar” müzikali, umut vaat eden “The Dreamettes” adlı müzik grubunu kuran Effie, Deena ve Lorrell isimli üç kızın yükseliş hikayesini anlatıyor. Hırslı menajer Curtis Taylor Jr., bir yetenek yarışmasında keşfettiği kızlara hayatlarının teklifini yapar ve onlara ünlü sanatçı James “Thunder” Early’nin yardımcıları olmalarını önerir. Kızların görünüşlerinin ve seslerinin kontrolünü de ele alan Curtis, halkın büyük ilgisini uyandıran kızların sonunda kamuoyunda, ‘The Dreams-Rüyalar’ ismiyle anılmalarını sağlar. Bir süre sonra ilgi Deena üzerine yoğunlaşmaya başlar ve daha az ilgi çekici olan Effie’yi dışa iter. ‘The Dreams’, mükemmel bir fenomen olmayı başarsa da, kızlar zamanla şöhretin ve zenginliğin tahmin edebileceklerinden çok daha ağır bedelleri olduğunu anlayacaklardır... Efsane müzikal 25 yıl sonra beyazperdede Yirmi beş yıl önce Broadway seyircisini kendine hayran bırakan Tony ödüllü müzikal “Rüya Kızlar”, Bill Condon’un yönetmenliğinde beyazperdede. Altın Küre’ye beş dalda aday gösterilen film, sinema, televizyon, Broadway ve plak dünyasından ödül kazanmış birçok yıldızı bir araya getiriyor. Başrollerde Jamie Foxx (Curtis), Jennifer Hudson (Effie), Beyonce Knowles (Deena), Anika Moni Rose (Lorrell), Eddie Murphy (Jimmy), Danny Glover (Marty), Keith Robinson (CC), Hinton Battle (Wayne) ve Sharon Leal (Michelle) kamera karşısına geçmiş. Filmin senaryosunu, Tom Eyen’in yazdığı, ‘Rüya Kızlar’ sahne müzikalinin orijinal kitabından derleyen Condon; “Rüya Kızlar’ın gala gecesinde ben de seyirciler arasındaydım. O gece asla unutamayacağınız deneyimlerden biriydi.” sözleriyle özetliyor ünlü Broadway müzikali hakkındaki duygularını; “Rüya Kızlar’ın orijinal Broadway yapımı, mükemmel oyuncu kadrosu ve Michael Bennett’in efsanevi yönetmenliği sayesinde heyecan verici biçimde sahneye konmuştu. Aradan geçen zaman göz önüne alındığında, sanırım konuyu yeniden ele almak mümkün: Siyahi Amerikalıların, 60’larda müzikte gösterdikleri olağanüstü başarının, günümüzde siyah kültürün müzikte neredeyse çoğunluğu oluşturmasında etkisi olduğunun anlatıldığı bir hikaye bu.” Rüya Kızlar’ın orijinal Broadway yapımı, perdelerini 20 Aralık 1981’de Imperial Tiyatrosu’nda açtı. Bu, müzikalin hem yönetmenliğini hem de koreograflığını üstlenen efsanevi Michael Bennett’in sahneye koyduğu son oyundu. Gecelerce kapalı gişe oynayan, seyirciler tarafından ayakta alkışlanan ve eleştirmenlerden tam not alan oyun, 1982 yılında, “en iyi müzik parçası”, “en iyi müzikal” ve her iki oyuncu kategorisi de dahil olmak üzere tam 13 dalda Tony Ödülleri’ne aday gösterildi ve “en iyi müzikal kitabı”, “en iyi koreografi”, “en iyi müzikal aktörü”, “en iyi müzikal aktristi”, “en iyi müzikal yardımcı aktörü” ve “en iyi müzikal ışıklandırma tasarımı” dallarında ödüle layık görüldü. Broadway’de yaklaşık 4 yıl boyunca sahne alan müzikal, 1521 kez seyirciyle buluşarak izleyicileri büyülemeyi başardı. 1980’lerde gösteri Birleşik Devletler’de turneye çıktı; ‘Rüya Kızlar’ yapımları Toronto, Paris, Berlin ve hatta Japonya gibi uzak yerlerde yıllar boyu seyirciye sunuldu. Şimdi ise, seyirciyle ilk buluşmasından tam 25 yıl sonra beyazperdede...
Ben Foster Shawn Hatosy Emile Hirsch Sharon Stone sineması amerika filmi müzik li Ademin trenleri Sinema Film özeti: Çekimleri Manisa/Karaağaçlı tren istasyonunda kurulan sette gerçekleştirilen “Adem’in Trenleri”, bugüne kadar Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan en yüksek yapım desteğini alan film olmuş. Bakanlık sinema destek fonundan 450.000 YTL’lik katkı sağlamış. Dreamgirls Sinema özeti: Efsane müzikal 25 yıl sonra beyazperdede Yirmi beş yıl önce Broadway seyircisini kendine hayran bırakan Tony ödüllü müzikal “Rüya Kızlar”, Bill Condon’un yönetmenliğinde beyazperdede. Altın Küre’ye beş dalda aday gösterilen film, sinema, televizyon, Broadway ve plak dünyasından ödül kazanmış birçok yıldızı bir araya getiriyor. Başrollerde Jamie Foxx (Curtis), Jennifer Hudson (Effie), Beyonce Knowles (Deena), Anika Moni Rose (Lorrell), Eddie Murphy (Jimmy), Danny Glover (Marty), Keith Robinson (CC), Hinton Battle (Wayne) ve Sharon Leal (Michelle) kamera karşısına geçmiş. Filmin senaryosunu, Tom Eyen’in yazdığı, ‘Rüya Kızlar’ sahne müzikalinin orijinal kitabından derleyen Condon; “Rüya Kızlar’ın gala gecesinde ben de seyirciler arasındaydım. O gece asla unutamayacağınız deneyimlerden biriydi.” sözleriyle özetliyor ünlü Broadway müzikali hakkındaki duygularını; “Rüya Kızlar’ın orijinal Broadway yapımı, mükemmel oyuncu kadrosu ve Michael Bennett’in efsanevi yönetmenliği sayesinde heyecan verici biçimde sahneye konmuştu. Atalarımızın Bayrakları sinema özeti: “Atalarımızın Bayrakları”nda Eastwood, çatışmanın iki tarafından da hayatlarını kaybedenlere selam duruyor. Filmin başrolünde, “Son Samuray”, “Bir Geyşa’nın Anıları” ve “Batman Başlıyor” filmlerinde rol alan Ken Watanabe kamera karşısında. Watanebe filmde General Tadamichi Kuribayashi’yi canlandırıyor. Yetenekli oyunculardan oluşan kadroda Kazunari Ninomiya (Saigo), Tsuyoshi Ihara (Baron Nishi), Ryo Kase (Shimizu) ve Shidou Nakamura (Teğmen Ito) var. Filmin senaryosu Japon-Amerikalı senaryo yazarı Iris Yamashita, öyküsünü ise Yamashita ile Oscar sahibi Paul Haggis birlikte yazmış. Müziklerse Kyle Eastwood ve Michael Stevens’a ait film film yeni vizyondaki sinemalar film, erotik film yeni filmer türk filmi yabancı sinemalar, savaş korku bilim kurgu komedi komik güldürü gösterileri en yeni sinema gösterileri hangi film sinema yeni okuyun Michael Hegner ve Karsten Kiilerich’in yönettiği çizgi filmin senaryosunu Mark Hodkinson yazmış, filmin orijinal seslendirmesinde ise Morgan Jones, Kim Larney, Paul Tylack, Anna Olson, Gary Hetzler, Danna Davis ve Barbara Bergin görev almış. Toplum parodisi iyi bilinen Anderson, tüm dünyada sevilen bir masalcı. Masalları, hoşgörüsüzlük, dar kafalılık ve küçük burjuvaların önyargılarına karşı verdiği onun kişisel savaşın eserleri. Bunları göz önünde bulunduran film ekibi, “Çirkin Ördek Yavrusu”nu günümüz seyircisi için yeniden yorumlayarak farklı bir hikaye olarak uyarlamış iyi seyiler

eXTReMe Tracker
Ranking-Hits